KUŞADASI AYA YORGO KATEDRALİ 4

0

Kuşadası Rum Mahallesinin denizden görünümü.

Çan kulesi bulunan bina Aya Yorgo katedralidir.
Aya Yorgo Katedralinin inşasına, yapılacağı yerde çıkan eski kilise kalıntıları da kullanılarak 1782 yılında başlanır. Yeni kilisenin kutsiyetini daha da arttırmak maksadıyla bir kısım malzeme de Kese Dağının yamacındaki iyice harap olmuş Aziz Elias Kilisesi’nden getirilir. Kuşadası Rumlarının da hem maddi hem de manevi olarak destek vermesi ile katedral 1794 yılında tamamlanarak “kilise” olarak ibadete açılır. Zamanla, özellikle Manolakis Benlioğlu’nun oğlu Konstantin, torunu George ve torunun oğlu Emmanuel tarafından ilaveler ve süslemeler yapılarak kilise katedrale çevrilir.

Katedralin bunlardan başka en önemli özelliği 19ncu yüzyılından başından itibaren Efes Başpiskoposluğunun merkezi olması ve Efes Başpiskoposunun bu katedralde ayinleri yönetmeye başlamasıdır. Zira, Efes’in işlevini kaybetmesi ile Ayasuluk’a geçen Efes Başpiskopos’u, buradaki Rum nüfusunun azalmasından sonra o dönem önemli Rum nüfusunu barındıran Kuşadası’na yerleşmiştir. Kuşadası’ndaki Aya Yorgo Katedrali, bu dönemde Ortodoks teolojisinde önemli bir yer olan Fener Ortodoks Rum Patrikliğine bağlı eşitler arasında 3ncü sırada bir Ortodoks dini merkez hüviyetini kazanmıştır. Bu nedenle, Anadolu’nun yakın bölgelerindeki Rumlar dışında da Sisam ve yakın Ege Adalarındaki Ortodokslar üzerinde de nüfus sahibi olmuştur.

Efes Başpiskoposu, Kuşadası’na 18 ve 19ncu yüzyılda gelen yabancı seyyahların mutlaka uğradıkları dini otorite haline gelmiştir. Hatta, bu seyyahların bir kısmı katedrale bitişik nizamda yapılan misafirhaneler de ağırlanmıştır. Kilise kendi kendine yeterli olarak ayakta kalabilmesi için içinde Benlioğlu ailesinin ve Ortodoks din adamlarının da içinde bulunduğu Türk Vakıf sistemindeki mütevelli heyetine benzer bir yapılanma olan “Dimogerontias” ile idare edilmiştir.

Katedralin ilk çan kulesi basit ve kilise boyundaydı. Fotoğrafta görülen asıl çan kulesi çan kulesi ise, katedralin faaliyete geçmesinden neredeyse 100 yıl sonra 1895 yılında Konstantin Benlioğlu’nun torunu Avgousti Benlioğlu tarafından yaptırılmıştır. Katedrale haşmetli bir görüntü katmak maksadıyla İzmir’deki Aya Fotini Kilisesinin çan kulesi örnek alınarak yapılmıştı. Tek farkı Aya Fotini’nin çan kulesi 6 katlı ve 4ncü katına kadar dört yanından küçük kuleler ile desteklenmiş iken, Aya Yorgo katedralinin çan kulesi 4 katlı ve yan destek kuleleri olmadan yapılmıştır. Kuşadası’na deniz yoluyla gelenlerin ilk gördüğü yapılar arasında cami minareleri olduğu kadar Aya Yorgo’nun çan kulesi de vardır.

Ayrıca katedralin bahçe kısmında Osmanlı yönetimi (kısaca Türkler) tarafından öldürüldüklerini iddia ettikleri ve Ortodoks-Rumlarca “şehit” kabul edilip aziz ilan edilen dört Ortodoks-Rum’un kabirleri vardı. Bu kabirlerin burada olması Aya Yorgo Katedraline ayrı bir kutsiyet kazandırıyordu. Bu kabirler, 3 Eylül 1794 tarihinde idam edilen aziz “Polidoros”a, 5 Nisan 1801 tarihinde idam edilen aziz “Ntisloglu Georgios”a, 15 Eylül 1811 tarihinde idam edilen “Giritli John”a ve 3 Aralık 1813 tarihinde idam edilen “Sakızlı Angelos”a ait kabirlerdi.

Katedralin doğuya bakan an giriş kapısının önünde dikkat çeken bir rölyef bulunuyordu. Bu rölyef Aziz Elias Kilisesinden veya Ortodoks mezarlığına bitişik yine aynı adla anılan Aya Yorgo şapelinden buraya getirilip yerleştirilen farklı bir rölyef olması gerekir. Zira, 1701 yılında Kuşadası’na gelen ünlü İngiliz seyyah John Heyman bu rölyefi şöyle tarif etmektedir : “At üstündeki bir adamı gösteren kabartma bir rölyef bulunmaktadır. Rölyefte, at üzerindeki adam sağ eliyle arkasında atın sağrısında oturan diğer adama ekmek sunarken betimlenmiş. Ancak rölyefin altındaki kitabe silindiği için çok zor okunuyor.” John Heyman aynı rölyefin altındaki antik Yunanca yazılmış şu ibareyi de kitabında vermiştir.

“ANEΛΠIΣ AN EPΩMA Δ NI MNEIAΣ ΧAPIN” Söz konusu ibareyi tercüme etmesi için Helenik Araştırmalar Merkezi Direktörü sayın Yorgos Tzedopoulos’a gönderdim. Bana tercüme edemediklerini, John Heyman’ın söz konusu ibareyi kopyalarken hata yapmış olabileceğini bildirdi.

Bu rölyefin 1916 yılının Şubat ayına kadar korunmuştur; sonrası ise meçhuldür.

Benim kanaatime göre, Katedralin yerini tespit etmek için kullanılan Aziz Elias Kilisesinin harabe halindeki girişinde bulunduğu iddia edilen “Hz.İsa’yı bir güneş olarak tasvir eden ve ışınların bulunduğu” rölyefin de bu katedrale getirilmiş olması gerekir. Ancak bununla ilgili hiçbir bilgiyi Yunan kaynaklarında ve seyyahların notlarında bulamadım. Ayrıca Yunan müzelerinin arşivlerini internetten taramama rağmen bu rölyeflerin izine ulaşamadım. Büyük ihtimalle Katedralin bulunduğu alanda toprak altındadır veya tarihi mezar taşlarına yapılan muameleye benzer bir şekilde üzerinden yol geçirip asfalt dökmüşüzdür. Bu bölgede yapılacak inşaat çalışmaları esnasına rastlanabileceğini düşünüyorum.

Kaynak: Sedat Onar

Bir Yorum Yazın

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin